8 Haziran 2010 Salı
DARWİNİSTLER İNSANLARA "SORUMSUZLUK" TELKİNİ VERİRLER
Tarih boyunca materyalizmin en büyük amacı, insanları bir Yaratıcı'nın varlığı inancından uzaklaştırmak ve insana, bir maddeden fazla bir şey olmadığı yalanını aşılamaya çalışmaktır. Buradaki amaç, insana sorumsuzluk telkini vermek ve onu sözde evrim geçiren hayvandan başka bir şey olmadığına inandırmaktır. Darwinizm, materyalist mantığın bir devamı olduğundan, bu telkini vermek insanları Darwinizm'e daha fazla yaklaştırır. Çünkü sorumsuzluk duygusu, Allah inancı tam kalbine yerleşmemiş olan insanlara cazip gelebilir. Sorumsuzluk düşüncesi ile insanlar dünyanın zevklerine daha rahat sahip olabilecekleri yanılgısına kapılırlar. Yaşamları boyunca Allah'a karşı yerine getirmeleri gereken yükümlülüklerin farkında değilmiş gibi davranırlar. Allah'a ibadet etmek, ahiretin varlığını düşünerek yaşamak, nefsin telkini olan kötülüklerden sakınmak ve daima güzel ahlaklı olmak gibi Kuran ahlakının getirdiği sorumluluklardan uzaklaşabileceklerine ve bu şekilde kendi akıllarınca rahat edebileceklerine inanırlar. Oysa rahatlık olarak düşündükleri bu sistem, tam tersine büyük bir sıkıntı kaynağıdır. Güzel ahlaktan kaçınarak rahat edeceğini zanneden kişi, güzel ahlakı yaşamamanın verdiği manevi boşlukta sürekli sıkıntı içinde yaşar. Bencil olunca güçlü olacağını, adaletsiz davranınca menfaat sağlayacağını zanneden kişi, sürekli olarak bu çirkinliklerin acısını yaşar. Gösterdiği kötü ahlak kendisine döner. Kimsenin kimseyi sevmediği, kimsenin kimse için fedakarlıkta bulunmadığı, kimsenin kimseye vefa göstermediği, kimsenin kimseyi koruyup kollamadığı, adaletin, şefkatin, merhametin olmadığı bir ortamda yaşamanın maddi ve manevi kayıplarıyla ömrünü tüketir. Kısaca, Darwinistlerin verdikleri sorumsuzluk telkini, bazı kimselerin zannettiği gibi onların hayatını kolaylaştıran değil, tam tersine zorlaştıran, çirkinleştiren, maddi ve manevi olarak onlara azap getiren bir hale dönüşür. Nitekim bugün pek çok Batı ülkesinin yaşadığı sosyal çöküntü düşünüldüğünde bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır.
Tüm bunlara rağmen düşünmekten kaçınan bazı insanlar Darwinizm'e inanmaya daha yatkın hale gelebilirler. Çünkü bazı insanlar, kimi zaman yaşamlarının "basitleştiğini" zannederek rahatlama eğiliminde olabilirler. Çoğu kişiye hayvandan türeyen sorumsuz bir varlık olduğunu düşünmek sakıncalı gelmemektedir. Darwinizm de tam olarak bunun gereğini yapar, insanı adeta bir böcek veya bir sinek ile eşit tutar.
Evrimci paleontolog Stephen Jay Gould, bu mantığı şöyle özetlemektedir:
İnsan, hayatın devasa büyüklükteki çalılığında sonradan ortaya çıkmış, büyük ölçüde tesadüfi minik bir sürgünü temsil etmektedir sadece.
Ateist Richard Dawkins'in destek verdiği çeşitli ülkelerde gerçekleşen otobüs afişleri, söz konusu çirkin propagandanın çok net ve açık örneğidir. Dawkins'in destekçiliğini yaptığı otobüs afişleri, ateizm telkinini vermekte ve böylelikle kendince insanlara "sorumsuzca yaşamanın tadını çıkarmalarını" öğütlemektedir. Fazla derin düşünmeyen bir insan bu çağrıyı oldukça gerçekçi bulabilir ve söz konusu Darwinist telkin oldukça hızlı bir şekilde verilmiş olur. Her şey öylesine basit izah edilmiştir ki, kişi, nasıl büyük bir yanılgının içine düştüğünü, nasıl aldatıldığını fark etmez bile.
Oysa bu afişler, büyük bir sahtekarlıktan, ciddi bir yanılgıdan ibarettir. Bir insan, iman etmese de Allah'ın yüce varlığının delillerini sürekli görmekte, istese de istemese de Allah'ın yarattığı kaderi yaşamaktadır. İman delilleri - gerçekten görebilen ve akledebilen insanlar için - her yerdedir. İnsan, yalnızca iman ve Allah sevgisiyle mutluluğa erişebilir, yaşadıklarından zevk alabilir. Dünyadaki güzellikleri insana nimet olarak yaratan Allah, elbette Kendisi'ni en fazla sevene ve Kendisi'ne en fazla yakın olana bu nimetlerin güzelliğini ve zevkini tattıracaktır. İnkarcılar, nimeti de zevki de verenin Allah olduğunu unuttuklarından, sorumsuz ve sınırsız yaşadıklarında mutluluğa erişebileceklerini zannederler. Oysa Allah'tan gafil, sınırsız ve sorumsuz yaşamak, onlara her zaman zulüm, sıkıntı ve yıkım getirmiştir. Nimetler belaya dönüşmüş, alınacak zevkler daima hüsranla sonuçlanmıştır. Bu insanlar, Allah'a yakın olmanın, Allah'a iman etmenin güzelliklerini düşünemediklerinden, nimetin tümünü Allah'ın vereceğini kavrayamadıklarından, böyle sahte propaganda yöntemlerinin başarılı olacağını zannetmektedirler. Oysa ne kendileri güzel ve huzurlu bir hayat yaşayabilirler, ne de etraflarındaki insanları etkileyebilirler. (Dawkins'in savunuculuğunu yaptığı ateist otobüs afişleri, pek çok ülkede tepki görmüş, Finlandiya gibi bazı Avrupa ülkelerinde aşırı tepki çektiğinden otobüs şoförleri boykota gitmiş, otobüs şirketleri bu afişleri kullanmama kararı almış, halk tarafından söz konusu afişler yırtılmıştır. Bunun sonucunda pek çok yerde söz konusu afişler yasaklanmıştır.)
Bu telkinin en yoğun verildiği bir başka yer ise okullardır. Bir yüksek okul ders kitabı olan Biology, öğrencilere, "hayatın doğası"nı öğrenirlerken şu düşünceyi akıllarında tutmaları gerektiğini öğretir: "Evrim tesadüfidir ve tasarlanmamıştır". Üniversite ders kitabı Life: The Science of Biology'i okuyan öğrenciler ise şu ifadeyle karşılaşırlar: "Darwinci dünya görüşü, sadece evrim süreçlerini kabul etmek değil, aynı zamanda evrimsel değişimin nihai bir amaç veya duruma yönelik tasarlanmamış olduğu görüşünü de kabul etmek anlamına gelir". Bir insanın tesadüfen var olduğu yalanını, kör, şuursuz rastlantıların sonucu olarak var olduğu aldatmacasını öğreten bir eğitim sistemi kuşkusuz genç zihinlerin anarşiyi, çatışmayı, katliamı, ezmeyi, acımasızlığı, bencilliği makul gören son derece tehlikeli fikirlerle zehirlenmesi demektir ve bu telkinleri alan insanların istenilen şekilde yönlendirilebilmeleri de mümkün görünmektedir. Örneğin Douglas Futuyma'nın Evolutionary Biology adlı ders kitabının öğrencilere öğrettiği yanılgı şudur:
Darwin'in kör, amaçsız doğal ayıklanma yoluyla işleyen tesadüfi, amaçsız değişimler teoremi, niçin'le başlayan neredeyse tüm sorulara devrimci yeni bir cevap sunmaktadır. Çeşitli organizmaların varlıkları ve özelliklerinin bu tamamen mekanik, metaryalist açıklamasının derin ve tedirgin edici anlamı, insan davranışı dışında doğanın herhangi bir yerinde bir tasarı, amaç ya da hedef bulunduğuna dair bir kanıta rastlamadığımızdır, buna ihtiyacımız yok zaten.
Futuyma bilim dışı açıklamasına şöyle devam etmektedir:
Öncelikle Darwin'in evrim teorisi, onu takiben Marx'ın materyalist tarih ve toplum anlayışı (yetersiz ve yanlış olsa da) ve Freud'un insan davranışılarına yönelik atıfları, öteden beri Batı düşüncesinin büyük ölçüde sahnesi olmuş mekanikçilik ve materyalizm platformuna hayati bir dayanak sağlamıştır."
Oysa tüm bunlar büyük bir aldatmacadır.
İnsan, herşeyi basit ve bilinçsiz olarak algılayarak sorumluluklarından kurtulmuş değildir. Sorumluluklarından kurtulma duygusu da insanları rahatlatıp mutlu edecek değildir. İnsan bu duyguyu üzerinden attığında, bir anda dünya zevklerine sahip olmayacak, bir anda tüm dertlerinden kurtulmayacaktır. Ateist ve Darwinistlerin bilmedikleri veya kabul etmeyi reddettikleri önemli bir gerçek vardır: Her şeyi Allah yaratır. Dünyadaki nimetleri de, zevkleri de yaratan Allah'tır. Dolayısıyla insana dünyadaki güzelliklerden zevk alma ve rahat yaşama hissini verecek olan da Allah'tır. Allah dilerse, tüm nimetler, bolluk ve refahlık içinde bir insana en derin mutsuzlukları ve azapları yaşatabilir. İnsan, tüm zevkleri doyumsuz yaşamak için ne kadar çaba gösterirse göstersin, ona zevki ve mutluluğu verecek olan yalnızca Allah'tır. İşte ateistlerin ve Darwinistlerin en büyük yanılgıları bu gerçekten gafil olmalarıdır.
Sorumsuz olduğunu düşünen bir insan, herkes gibi sürekli sevgi, rahatlık ve güven arayışı içindedir. Ama kendisi gibi düşünen insanların oluşturduğu bir toplum içinde bunların hiçbirine sahip değildir. Sorumsuz insan yaşamı boyunca, bir gün mutlaka öleceğini unutmaya çalışır. Oysa sürekli ölümle muhataptır. Etrafındakilerin ölümünü izler, hastalıklara, kazalara sürekli olarak şahit olur. Bir böceğin ölümü bile kaçmaya çalıştığı ölümü ona mutlaka hatırlatacaktır. Ölümü ne kadar inkar etmeye çalışsa da ölüm korkusu tüm bedenini eninde sonunda kaplar. Etrafında ölen ve kendi inancına göre yok olup giden insanlar için üzüntüye boğulur. Kendi bedeninin geçen zamana karşı koyamadığını, sürekli ölüme doğru yaklaşmakta olduğunu inkar edememeye başlar. Ölümü reddetmek ona rahatlık değil, tam tersine korku, endişe ve sıkıntı getirir.
Sorumsuz yaşamak insana aslında tüm sıkıntı ve zorlukların kapısını açar. Her şeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu takdir edemeyen bir insan gelecekten ölesiye korkar. Tüm rızkın sahibinin Allah olduğunu takdir edemeyen bir kişi, hayatı boyunca bir yerlerden kazanç sağlama hırsı peşinde olur ve neredeyse bütün hayatı bu uğurda mahvolur. Allah'ın ahirette insanın tüm güzelliklere sahip olabileceği eşsiz bir hayat yaratmış olduğunu bilmeyen bir insan, hep kendi inandığı sistem içinde gerçek sevginin, gerçek dostluğun, gerçek vefanın yaşanmasını bekler. Oysa gerçek sevgiye bu dünyada ancak Allah için yaşadığı takdirde sahip olacaktır. Allah için yaşamadığı sürece hiçbir zaman bu beklentisi karşılık bulamaz. Gerçek sevgi ve vefaya ulaşamadan ömrünün hızla geçmekte olduğunu fark eder. Hiçbir geri dönüşü yoktur. Gelecekte olacakları hep dehşet içinde bekler.
Kendi inancına göre, yalnızca bu dünyadaki birkaç on yıla sahiptir. Ahiret inancı olmadığından, birkaç on yıl sonunda "yok olacağını" düşünür. Yok olacağını bile bile birkaç on yıl bu dünyada yaşamak insana nasıl bir mutluluk, zevk ve huzur verebilir ki? Elbette veremez. İşte bu nedenle hiçbir ateist, iddia ettiği gibi hayatın tadını çıkaramamakta, gelecekte kendisini nelerin beklediğini yalnızca endişe ve korku içinde izlemektedir.
Böyle bir insan, yaşamının sonuna geldiğinde, tüm hayatının boş ve sonuçsuz beklentiler içinde geçmiş olduğunu fark edecektir. İşte sorumsuzluğun insana getirdikleri bunlardır. Bir insan eğer ahireti ummuyorsa, başıboş ve tüm değerlerden yoksun yaşamak istiyorsa, bunun korkunç sonuçlarıyla da er geç karşılaşacaktır. Nitekim intiharlar, kavgalar, savaşlar, cinayetler, katliamlar, hırsızlık, tecavüz ve yolsuzluklar, bu sorumsuz yaşamın birer sonucudur.
Oysa Allah, "İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet Suresi, 36) ayetinde belirttiği gibi, insanı sorumsuz yaratmamıştır. İnsana huzur verecek olan, insanı doğru ve güzel yaşamaya, endişe, korku ve sıkıntı duymadan bir hayat geçirmeye yönlendirecek olan, yalnızca Allah korkusu ve Allah sevgisidir. Allah'tan korkan bir insan, Allah'a hesap vereceğini bilir, vicdanına aykırı yaşayamaz. Allah'tan korkan bir insan başkasına zarar veremez, kötü ahlak sergileyemez, insanları rastgele varlıklar olarak kabul edemez. Allah'a güvenen bir insan kendisini yaratanın, yaşatanın, kendisine rızık verenin, kendisine sağlık ve güç verenin Allah olduğunu ve bunları yalnızca Allah'tan isteyebileceğini bilir. Allah'tan korkan bir insan, Allah'ın yarattığı hayırlı bir kadere tabi olduğunu, bu dünyada yalnızca imtihan edildiğini, asıl hayatın ahirette Allah'ın takdir edeceği sonsuz bir yaşam olduğunu bilir. İşte bu nedenle bu dünyada sürekli olarak bir çaba içindedir. Allah'a karşı sorumlu olduğunu, Allah'a hesap vereceğini, Allah'ın kendisini başıboş ve sorumsuz yaratmadığını bilir.
Nimetler onun için sevinç vesilesidir, nimetlerin hakkını verecek, onlardan zevk alacak olan da yalnızca iman edenlerdir. İnsanlar zevklerin tümünü sınırsız olarak yaşadıklarında tatmine ulaşacaklarını zannederler. Oysa bu sınırsızlık, nimetlerden bıkma, hatta iğrenme aşamasına getirir insanı. Zevk almayı beklediği güzellikler, insan için bir anda belaya, külfete dönüşür. Ama nimetleri Allah için sevmek, Allah yarattığı için nimetlerden zevk almak başka bir ruh halidir. Bunu yaşayan bir insanın aldığı zevk olağanüstüdür. Ve bu bilinçte yaşamanın karşılığı, Allah'ın dilemesiyle, dünyada ve ahirette güzel bir yaşamdır. Allah ayetlerinde şöyle bildirir:
Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Yunus Suresi, 62-64)
12 Şubat 2010 Cuma
DECCALİ SİSTEM MASONLUKTUR
Evrim teorisini bugünkü hali ile ortaya atan ve bu aldatmacanın kitlelere yayılmasına önayak olan Charles Darwin'in dedesi Erasmus Darwin, İskoçya'da, Canongate Kilwinning no. 2 locasına bağlı ünlü bir masondur. Charles Darwin de dedesi ile aynı locadandır ve 27 dereceden masondur. Charles Darwin'in kardeşleri de aynı şekilde masondur.6
Darwin'in görüşlerinin yayılmasından sonraki 150 yıl boyunca tüm dünyada Allah inancının zayıflamasının, ateistlerin çoğalmasının, dünyanın büyük bir karışıklık ve dejenerasyon içine girmesinin, dünya savaşlarının çıkmasının, toplumların içinde nefret ve öfkenin yayılmasının, kitle katliamlarının, cinayetlerin çoğalmasının, soykırım, ırkçılık gibi toplumları felakete götüren görüşlerin yaygınlaşmasının nedeni; bu aldatmacanın masonik bir Darwinist diktatörlük idaresi altında dünyanın hemen her kurumuna, okullara ve devlet yönetimlerine yerleşmiş olmasıdır.
Kanlı komünist ve faşist liderler, Darwin'in evrim teorisine olan bağlılıkları ve hayranlıkları ile ünlüdürler. Bu kişiler dünyada fitne, bozgunculuk, zulüm sistemi kurarken, kendilerine evrim teorisini kaynak olarak aldıklarını belirtmekten kesinlikle çekinmemişlerdir. Ayrıca söz konusu kanlı liderlerin tamamı da masondur.
Kitleleri kana bulayan komünizmin kurucusu Karl Marx, Darwin'in kitabı Türlerin Kökeni ile ilgili olarak, "Bizim görüşlerimizin tabii tarih temelini içeren kitap budur işte" diyerek kendisine Darwin'in evrim teorisini temel aldığını açıkça ifade etmiştir.7 Marx, 32. dereceden Alman Grand Orient locasına bağlı bir masondur. Ateist olmasıyla tanınan Marx, Yahudi kökenli olmasından her zaman rahatsızlık duymuş ve Yahudiler Olmadan Bir Dünya adındaki kitabında Musevilere ve Allah inancına olan öfkesini açıkça ifade etmiştir.8
Marx'ın görüşlerini kendilerine temel almış olan ve yine Darwin'e ve evrim teorisine hayranlıkları ile bilinen, milyonlarca insanın katledilmesine sebep olmuş olan Lenin ve Stalin de aynı şekilde masondur. Lenin, Grand Orient locasına, Stalin ise, Gül Haç locasına bağlı birer masondurlar.9 Stalin, 60 milyon insanın hayatına malolduğu tahmin edilen yönetimi boyunca, evrim propagandasına büyük önem vermiştir. Otobiyografisinde şu sözler yer almaktadır:
Okullardaki öğrencilerimizin zihnini yaratılış fikrinden temizlemek için onlara üç şeyi özellikle öğretmeliyiz: Dünyanın yaşını, jeolojik orijinini ve Darwin'in öğretilerini.10
Komünist Devriminin Lenin ile birlikte diğer kurucularından biri olan Leon Trotsky ise "Darwin'in buluşu tüm organik madde alanında diyalektiğin (diyalektik materyalizmin) en büyük zaferi oldu" yorumunu yapmış olan bir diğer Darwinist'tir.11 Leon Trotsky de, aynı şekilde Grand Orient locasına bağlı bir masondur. Trotsky, Rusya'dan sürülüp Güney Amerika'ya yerleşmesinin ardından Latin ve Güney Amerika bölgelerinde Grand Orient localarının birleştirilmesi görevinde bulunmuştur. Bugüne kadar, Küba da dahil olmak üzere Güney Amerika'daki komünist ayaklanmaların tümü, bu localar tarafından organize edilmiştir.12
Dünyayı dinsizliğe, dejenerasyona, savaşlara, nefret ve amaçsızlığa sürükleyen eli kanlı liderlerin tamamı masondur.
Benzer şekilde, Çin komünizminin kurucusu Mao Tse Tung da "Çin sosyalizminin temelini, Darwin'e ve evrim teorisine dayandırdığını" açıkça belirtmiş olan kanlı bir komünist liderdir. Ve Mao Tse Tung da, Grand Orient locasına bağlı bir masondur.13 Mao Tse Tung'un Darwin'e dayandırdığı Çin sosyalizmi, tarihin en baskıcı ve en kanlı rejimlerinden biridir. O dönemde Çin, sayısız politik idama sahne olmuştur. İlerleyen yıllarda ise Mao'nun "Kızıl Muhafızlar" adını verdiği genç militanlar, ülkeyi tam bir terör ortamına sürüklemişlerdir. Çin, halen aynı kirli komünist sistemin etkisi altında, aynı kanlı diktatörlüğü sürdürmektedir. Son dönemlerde Çin'de Uygur Türklerine yönelik yapılan tarihin en büyük soykırımı ve ardından gelen korkunç idamlar, Mao'nun kendi ifadesiyle Darwin'in evrim teorisine dayanan, aynı sapkın ve kirli masonik sistemin etkisinin devam ettiğini açıkça göstermektedir.
Bu kişilerin tamamı Darwinist ve masondur. Bu kişiler, Kuran, Tevrat ve İncil'e karşı olan, Allah'a başkaldıran deccal komitesidir.
Dünyayı dinsizliğe, dejenerasyona, nefret ve amaçsızlığa, savaşlara sürükleyen Darwin; onun fikir babası olan dedesi Erasmus Darwin, milyonlarca kişinin ölümüne sebep olan ve Darwinizm'i destekleyen komünist ideolojinin kanlı liderleri, yüksek dereceden birer masondurlar. Bugün, hiçbir bilimsel delili olmamasına karşın evrim teorisi, bütün dünyada kanunlarla korunmakta ve desteklenmektedir. Gençler, bu sapkın teoriyi öğrenmek, öğretmenler de savunmak zorunda bırakılmaktadır. Evrim teorisine karşı gelenler, derhal görevlerinden alınmakta, susturulmaktadır. Çünkü, dünyayı kana bulayan, toplumlara dinsizliği aşılamaya çalışan bu sapkın ideoloji, deccalin, yani masonluğun en önemli kalesidir. Kanlı komünist ve faşist liderlerin bu teoriye kararlılıkla bağlı oldukları ve Darwin'in öğretilerini uygulayarak milyonlarca kişinin kanını döktükleri dikkate alındığında, bu deccal komitesinin dünya çapındaki etkisi anlaşılabilmektedir.
Masonluğun Temel Felsefesi Darwinizm
Darwinizm masonluğun temel felsefesidir. Çünkü Darwinizm, masonların dünyada kurmaya çalıştıkları deccali sistemin çürük alt yapısını oluşturmaktadır. İnsanları Allah inancından uzaklaştırmayı amaçlamakta, yeryüzündeki zulüm sisteminin sapkın ve sahte fikri dayanağını oluşturmaktadır. İşte bu sebeple mason örgütlenmesi, evrim teorisi'nin topluma kabul ettirilmesi konusunda en çok uğraşan örgüttür. Mason Dergisi, masonların evrim ideolojisine neden bağlı olduklarını şu şekilde belirtmektedir:
Darwin'in evrim kuramı doğada oluşan pek çok olayın Tanrı işi olmadığını gösterdi."14 (Allah'ı tenzih ederiz)
Masonlar, işte bu büyük yalanı ayakta tutabilmek ve kitlelere yayabilmek için evrim teorisini bilimsel bir teoriymiş gibi sunmaya çalışırlar. Oysa masonların ön plana çıkardıkları evrim teorisi, tek bir bilimsel delille bile desteklenmemiş, yaratılışı ispatlayan 250 milyon fosil ve diğer bilimsel bulgular karşısında tümüyle çöküşe uğramış tarihin en büyük sahtekarlığı, bilim adına ortaya çıkmış en büyük aldatmacasıdır.
Bir başka "mason dergisi" olan Mimar Sinan dergisinde ise masonluğun Darwinizm'e bakış açısı şu şekilde izah edilmiştir:
Bugün artık en uygar ülkelerden, en geri kalmışlarına değin tek geçerli bilimsel kuram Darwin'in ve onun yolunu izleyenlerinkidir.15
Masonlar, Darwinizm'i bilimsel bir kuram gibi göstermeye ve bunun en doğru yol olduğu telkinini vermeye çalışırlar. Çünkü Darwinizm, masonik odakların önünü açan sapkın düşünce sistemini yaymak için kullanılmaktadır. Dolayısıyla masonlar, bu teorinin propagandasının yapılmasını da başlıca görevleri arasında kabul etmektedirler. Mason Dergisi, söz konusu "masonik görev"i şöyle ifade etmiştir:
Hepimize düşen en büyük insancıl ve masonik görev; pozitif bilimden ... ayrılmamak, bunun evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek bu inancımızı insanlar arasında yaymak, halkı pozitif bilimlerle (Darwinizmle) yetiştirmektir.16
Yüksek derece mason olan Selami Işındağ ise Masonluktan Esinlenmeler adlı kitabında, masonluğun batıl evrim inancı doğrultusunda insana bakış açısını şu şekilde ifade etmektedir:
İnsan, evrim bakımından, hayvandan ayrı değildir. İnsanın oluşması ve evrimi için, hayvanların tabi oldukları güçlerden ayrı, özel güçler yoktur.17
Deccal sistemi olan Masonluk; insanı tesadüfen oluşmuş bir hayvan gibi gören Darwinizm yoluyla, tüm hedeflerine rahatça ulaşabileceği sahte bir dayanak edinmiştir. Darwinizm, deccalin tüm sapkın fikir sistemini oturtabileceği sapkın bir ideoloji olarak masonlar tarafından ortaya atılmış, masonlar tarafından desteklenmiş, bilim gibi gösterilmiş ve masonlar tarafından korunmuştur. Halen, söz konusu deccal sistemi bu sapkın ideolojiyi baskı, dayatma, zorbalık ve sahtekarlık yoluyla korumaya devam etmektedir.
Bunu daha iyi anlayabilmek için, deccal sistemi masonluğun, Darwin döneminde bu sapkın ideolojiyi nasıl destekleyip ön plana çıkardığını incelemek yerinde olacaktır.
Darwinizm'in masonluğun en büyük oyunlarından biri olduğu gerçeğini gözler önüne seren önemli bir örnek, bir mason toplantısında alınmış olan karardır. Paris'teki 33. Derece Mizraim Masonluk Yüce Konseyi'ne bağlı konsey üyeleri, toplantılarında evrimin bir bilim olarak desteklenmesi gerektiği kararını alırken, aslında bir yandan kendileri teoriyle alay etmektedirler:
İşte bu [evrim teorisinin bilimsel olduğu] bakış açısını kullanarak, bizler hiç durmaksızın, basınımız yoluyla bu teorilere körü körüne güvenilmesini sağlayacağız. Entelektüeller... bilgileriyle kendilerini övecekler ve herhangi mantıksal bir doğrulamaya gerek duymaksızın bilimden alabildikleri tüm bilgiyi faaliyete geçirecekler, temsilciliklerimizdeki uzmanlar onların zihinlerini bizim istediğimiz yönde eğitebilmemiz için tüm parçaları kurnazca bir araya getirdiler. Bir an için bunların boş sözler olduğunu düşünmeyin: Darwinizm için ayarladığımız başarılar üzerinde dikkatlice düşünün...18
Amerika'daki masonluk da, Mizraim'in bu kararını çok geçmeden benimsemiştir. New Age dergisi Mart 1922 yılında masonluğun hakimiyetinin sözde evrim ve insanın kendi gelişimi sayesinde kurulacağını belirtmiştir.
Dikkat edilirse, evrim teorisinin şu anki sahte bilimsel görünümü, 33 derece mason localarında tespit edilip kararlaştırılmış olan bir oyundur. Masonlar, kendilerinin bile komik bulduğu bu aldatmacaya bilim süsü verebilmek için, kendi istedikleri şekilde davranan bilim adamlarını, kendilerinin yönlendirdiği basını kullanacaklarını açıkça belirtmektedirler. Masonlar, Darwinizm adına gerçekleştirdikleri başarılardan bahsederken, aslında bir aldatmacanın üniversitelere, okullara, okul kitaplarına, tüm yayın organlarına bir gerçekmiş gibi girmesini, anti-Darwinist söylemlerde bulunanların susturulmasını, anti-Darwinist faaliyetlerin baskı yoluyla durdurulmasını kastetmektedirler. Masonların Darwinizm için gerçekleştirdikleri bu sahte "başarılar", günümüzde öyle bir raddeye getirilmiştir ki, İngiliz kilisesi Darwin'den özür dilemeye, Papa, kendi evinde Darwinizm yanlısı konferanslar vermeye zorlanmıştır. İşte dünyaya hakim olan deccal sistemi masonluğun, bir locada kararlaştırıp uyguladığı bu sapkın sistem, böylesine etkili olmaktadır.
Masonluğun Darwinizm ile bağlantısının bir başka önemli delilini ise Darwin döneminde Darwin'in en büyük destekçisi olan ve Darwin'in bulldog'u olarak anılan Thomas Huxley'in faaliyetlerinden anlamak mümkündür. Huxley, İngiltere'nin en önemli bilim kurumlarından biri olan Royal Society'nin (Kıraliyet Akademisi)?bir üyesiydi ve bu kurumun tüm diğer üyeleri gibi kıdemli bir masondu.19 Royal Society ya da uzun adıyla The Royal Society of London for The Improvement of Natural Knowledge (Doğasal Bilginin Geliştirilmesi İçin Londra Kraliyet Akademisi) 1662 yılında kuruldu. Kurumun bütün üyeleri istisnasız masonlardan oluşuyordu.20
Hiçbir kişisel başarısı olmamasına rağmen, oldukça genç yaşta Royal Society'e üye yapılan Thomas Huxley'i bu masonik örgüt açısından önemli kılan şey, Darwin'in yakını ve en büyük destekçisi olmasıydı.
Royal Society'nin diğer üyeleri de, hem kitabını yayınlamadan önce hem de yayınladıktan sonra Darwin'e büyük destek ve katkılarda bulundular. Bu masonik kurum, Darwin'i ve Darwinizm'i o denli sahiplendi ki, bir süre sonra, aynı Nobel ödülleri gibi, her yıl başarılı bulduğu bilim adamlarına "Darwin madalyası" hediye etmeye başladı.
Kısacası kendisi de bir mason olan Darwin tek başına değildi. Teorisini ortaya attığı andan itibaren "örgütlü" bir şekilde desteklendi. Bu örgütlü destek, çekirdeğini masonların oluşturduğu sosyal sınıf ve gruplardan geliyordu. Marksist düşünür Anton Pannekoek, Marxism And Darwinism (Marksizm ve Darwinizm) adlı kitabında, bu önemli gerçekten söz eder ve burjuvazinin, yani Avrupalı zengin kapitalist sınıfın Darwinizm'i destekleyişini şöyle anlatır:
Masonlar tarafından ortaya atılan evrim teorisinin bugünkü destekçisi de masonlardır.
Marksizm'in önemini ve pozisyonunu, sadece proleter sınıf mücadelesindeki rolüne borçlu olduğu herkesçe bilinir... Darwinizm'in de Marksizm'le aynı tecrübeleri yaşadığını görmek zor değildir. Darwinizm, bilim dünyası tarafından objektif bir yaklaşımla tartışılarak ve test edilerek kabul edilmiş soyut bir teori değildir. Hayır, Darwinizm ilk adımı atar atmaz, hevesli destekçileri ve tutkulu düşmanları olmuştur. Darwin'in ismi, teorisinden az bir şey anlayan insanlar tarafından yüceltilmiştir... Darwinizm de, sınıf mücadelesinde bir rol oynamıştır ve bu rol sayesinde hızla yayılmış, tutkulu taraftarlar ve çetin düşmanlar kazanmıştır.21
Bu iddia, masonların evrim teorisine neden önem verdiklerini açıkça göstermektedir. Onların amacı, insanın ve tüm canlılığın tesadüfen meydana geldiği fikrini zihinlere yerleştirmek, böylece insanlara bu sapkın materyalist felsefeyi tutarlı gibi gösterebilmektir. Allah'ı inkar etmenin (Allah'ı tenzih ederiz) ve tesadüfleri sahte ilah şeklinde insanlara empoze etmenin tek yöntemi ise onlara göre evrim teorisidir. İşte bu nedenle masonluk, her ne surette olursa olsun evrim teorisini destekler, savunur, toplumlara yaymaya çalışır ve sahtekarlıkla veya zorbalıkla bile olsa mutaka koruması altında tutar. Dünyada bu aldatmacanın ısrarla ve büyük bir fanatiklikle korunmasının ve dünyaya hakim bir Darwinist diktatörlük kurulmuş olmasının sebebi işte budur.
DECCAL NASIL ÖLDÜ?

Canlıların tesadüfen meydana geldiğini iddia eden, insanın maymun ataları olduğunu savunan, insanı yeryüzünde sorumsuz bir hayvan olduğuna inandırmaya çalışan, güçlü olanın zayıf olanı ezmesi gibi sapkın bir fikirle yola çıkarak kitleleri katleden, savaşları başlatan, insanları küçük ve aşağılık gören dünyaya hakim olmuş sahte inanç sistemi, deccalin en büyük oyunlarından biri olan Darwinizm'dir.
Darwinizm, tarihin en sapkın ve en büyük kitle aldatmacasıdır. 150 yıl boyunca devam etmiş olan bu kitle aldatmacası, şu an Darwinistlerin şaşkın bakışları altında çöküşe uğramaktadır.
İnsanlar 150 yıldır aldatılmış olmanın şokunu yaşamaktadırlar. Deccalin oyunu bitmiştir. Deccal artık ölmüştür. Kitle aldatmacası son bulmuştur. Batıl olan din, Allah'ın hak dini karşısında yerle bir olmuştur. Elinizdeki kitap, deccalin en büyük oyununun kesin yıkılışın delillerini sunmaktadır.
3 Şubat 2010 Çarşamba
Darwinizm'in Kabul Görmesinin Nedeni İdeolojiktir

Darwin'in, Türlerin Kökeni isimli kitabını yayınladığı ve evrim teorisini ortaya attığı dönemde bilim son derece geriydi. Örneğin, bugün son derece kompleks bir sisteme sahip olduğu bilinen hücre, o dönemde kullanılan ilkel mikroskoplarda sadece bir leke olarak görülüyordu. Dolayısıyla Darwin, canlılığın cansız maddelerden tesadüfler sonucunda oluştuğunu iddia etmekte bir sakınca görmemişti.
Aynı şekilde o dönemde fosil kayıtları son derece yetersiz olduğu için geçmişte canlıların küçük değişimlerle birbirlerinden türediğini iddia edebilmişti. Oysa bugün kesin olarak anlaşılmıştır ki fosil kayıtları, -biraz önce de belirttiğimiz gibi- Darwin'in canlıların birbirlerinden türeyerek meydana geldikleri iddiasını destekleyecek tek bir delil dahi sunmamaktadır. Yakın bir zamana kadar evrimciler, karşılarına çıkan bu çıkmazı "ileride bir gün bulunur" temennileriyle geçiştirmeye çalıştılar. Ancak günümüzde, artık bu açıklamanın da ardına sığınamaz duruma geldiler. (Detaylı bilgi için bakınız. Evrim Aldatmacası bölümü)
Ne var ki, Darwinistler'in evrim teorisine bağlılıklarında bir değişiklik olmadı. Darwinizm taraftarları, Darwinizm'e olan sadakatlerini 150 yıldır birbirlerine miras gibi aktararak günümüze kadar geldiler.
Charles Darwin
Peki Darwinizm'in, bilimsel olarak geçersizliği açıkça ortada olmasına rağmen, ortaya atıldığı günden bu yana birtakım çevrelerce benimsenmesinin ve yoğun olarak propagandasının yapılmasının nedeni nedir?
Darwin'in teorisinin en belirgin özelliği, bir Yaratıcı'nın varlığını inkar etmesidir. Evrim teorisine göre, canlılık cansız maddelerden, tesadüfler sonucunda, kendi kendine oluşmuştur. Darwinizm'in bu iddiası, başta materyalist felsefe olmak üzere tüm ateist felsefelere sahte bir bilimsel destek sağlamaktadır. Çünkü 19. yüzyıla kadar bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu, bilimi Allah'ın yarattıklarını öğrenmenin ve keşfetmenin bir yöntemi olarak görüyordu. Bu gerçeğe olan inancın yaygın olması nedeniyle, materyalist ve ateist felsefeler gelişmek için kendilerine uygun bir ortam bulamıyorlardı. Ancak evrim teorisinin, Yaratıcı'nın varlığını inkar ederek, ateist ve materyalist inanca göstermelik bilimsel bir destek oluşturması, onlar için bulunmaz bir fırsat oldu. Bu nedenle, Darwinizm'i hemen benimsediler ve her biri bu teoriyi kendi ideolojisine uyguladı.
Darwinizm'in Allah'ın varlığını inkar etmesinin yanında, 19. yüzyılın materyalist ideolojilerine destek çıkan bir iddiası daha vardı: "Canlıların gelişimi doğadaki yaşam mücadelesine bağlıdır. Bu mücadeleyi güçlü olanlar kazanır. Zayıflar ise ezilerek yok olmaya mahkumdurlar."
Darwinizm'in dünyaya acılar ve belalar getiren ideolojilerle işbirliği işte bu noktada açıkça karşımıza çıkmaktadır.
DARWİNİZMİN İNSANLIĞA GETİRDİĞİ BELALAR
DARWINİZM'İN İNSANLIĞA GETİRDİĞİ BELALAR
Geride bıraktığımız 20. yüzyıl, belaların, acıların, katliamların, sefaletin, büyük yıkımlar getiren savaş ve çatışmaların yüzyılıydı. Milyonlarca insan bir hiç uğruna, sapkın ideolojilere hizmet adına öldürüldü, katledildi, açlığa ve ölüme terk edildi, bakımsız, evsiz barksız, korumasız bırakıldı. Milyonlarcası, hayvanlara bile reva görülmeyecek, insanlık dışı muamelelere maruz kaldı. Tüm bu acıların ve belaların altında ise hemen her zaman despotların ve diktatörlerin imzası oldu: Stalin, Lenin, Mao, Pol Pot, Hitler, Mussolini, Franco...
Bu kişiler, ideolojilerinin birbirlerine karşı olması nedeniyle kitleleri çatışmaya sürüklediler, kardeşi kardeşe düşman ettiler, savaşlar çıkarttılar, bombalar attırdılar, arabaları, evleri, dükkanları yakıp yıktırdılar, ellerine silah vererek hiç acımadan gençleri, yaşlıları, kadınları, çocukları, erkekleri öldüresiye dövdürttüler, kurşuna dizdirdiler...
İnsanlığa karanlık günler yaşatan bu ideolojilerin başında faşizm ve komünizm gelir. Bunlar birbirine düşman ve birbirini yok etmeye çalışan fikirler olarak görülür. Oysa, bu ideolojilerin hepsi tek bir fikri kaynaktan beslenmekte, o kaynaktan güç ve destek almakta ve o kaynak sayesinde kitleleri ikna ederek kendi saflarına çekebilmektedirler. Bu kaynak, ilk bakışta kesinlikle dikkat çekmemiş, bugüne kadar hep perdenin arkasında kalmış, insanlara hep masum görünen yüzünü göstermiştir. İşte bu kaynak materyalist felsefe ve onun tabiata uyarlanmış hali olan DARWINİZM'dir.
Zalim diktatörlere, acımasız, insaniyetsiz, çıkarcı zihniyetlere ve fikir akımlarına kaynaklık eden bu teorinin bilimsel olarak geçersizliğinin öğrenilmesi ise, tüm bu zarar getiren ideolojilerin de sonu olacaktır. Kötülüğü yapanlar ve düzenleyenler artık "ama bu doğanın bir kanunudur" diyerek kendilerini savunamayacaklardır. Ellerinde, sahip oldukları çıkarcı, bencil ve acımasız dünya görüşünü dayandırabilecekleri sözde bilimsel bir dayanakları kalmayacaktır.
23 Temmuz 2008 Çarşamba
DİNSİZ İDEOLOJİLERİN İNSANLIĞA YAŞATTIĞI ACILAR
FAŞİZM VE KOMÜNİZM SON BİR YÜZYIL İÇİNDE DÜNYAYA SADECE SAVAŞ, ÇATIŞMA, KATLİAM VE ZULÜM GETİRDİ.
DİNSİZLİĞİN BU KARANLIK TARİHİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Lenin, Trotsky ve diğer Bolşeviklerin, insanı bir hayvan türü olarak gördüklerini ve bir madde yığını saydıkları için, insan hayatına herhangi bir değer vermediklerini, devrimin başarısı için, milyonlarca insanın kolayca feda edilebileceğini söylediklerini…
Komünist Lenin'in köylülerin ellerindeki bütün mahsulü ve tohumlarını toplatarak 1921-1922 yılları arasında 29 milyon insanı açlığa terk ettiğini ve bu insanların 5 milyon tanesinin açlıktan kıvranarak öldüğünü…
Lenin'in tüm mahsüllerini topladığı köylülerin açlık nedeniyle ot, ağaç kabuğu, kemirgen, kedi, köpek yediklerini hatta bir süre sonra yamyamlık olaylarının yaşandığını, insanların kendi çocuklarıyla başkalarının çocuklarını değişerek yamyamlık yaptıklarını…
Lenin'in köylülerin mahsüllerini toplayarak, insanları bile bile kıtlığa sürüklemesinin asıl nedeninin, insan psikolojisi üzerinde tahribat oluşturarak bu yolla insanların Allah'a olan inançlarını yok etmek ve dine karşı bir hareket başlatmak olduğunu…
Stalin tarafından, köylülerin ürünlerine zorla el koyan "zoralım birliklerinin" kurulduğunu, bunun sonucunda 6 milyon insanın kıtlık sonucunda kıvranarak öldüğünü, bu sırada diğer ülkelerin bu zulümden haberdar olmasını engellemek için yurtdışına yüz binlerce ton tahıl ihraç edildiğini…
Stalin döneminde pazarda tohum satmanın, tarlada işçi çalıştırmanın hatta iki semaver sahibi olmanın büyük suç olduğunu, köylülerin kendi ürettikleri ürünleri pazarda sattıkları için "ticarete başladıkları" gerekçesiyle tutuklandıklarını…
Stalin döneminde 6 milyon erkek, kadın, yaşlı, çocuk ve bebeğin ölümüne neden olan kıtlığın, Sovyet topraklarında yeterince tahıl yetişmediği için değil, komünist partinin emelleri öyle gerektirdiği için gerçekleşen bir kıtlık olduğunu, yani tamamen "insan eliyle yapılmış bir kıtlık", bir kitle katliamı olduğunu…
Stalin'in, komünizme direnen Ukraynalılar'ı kıtlık yoluyla öldürürken, diğer pek çok halkı da sürgüne göndererek katlettiğini, "sürgün" adı altında yapılan bu uygulamaların, milyonlarca insanın hayatına mal olduğunu…
Küba'da komünist devrimden sonra 10 bin kişinin idam edildiğini, 30 bini aşkın insanın ise insanlık dışı koşullara sahip cezaevlerine kapatıldığını...
Kızıl Ordunun Afganistan'ı işgalinden sonra Müslümanlara karşı en alçakça yöntemleri kullandığını; Afgan çocuklarının oyuncak sanarak ellerine almalarını sağlamak için "oyuncak şekilli mayınlar" yaptıklarını, yakalanan mücahitlere korkunç işkenceler yapıldığını, sivil halkın tereddütsüz bombalandığını...
10 yıl süren Kızıl Ordu işgalinin sonunda Afganistan'da on binlerce ölünün, bir o kadar da sakatın geride kaldığını, bu yüzden bugün Afganistan'ın, dünyanın en çok takma kol ve bacak imal edilen ülkesi olduğunu…
Darwinist-komünist bilim adamı Lysenko'nun, ekilecek tohumların eğer uzun süre soğuk suda bekletilirse soğuk hava şartlarına uygun bir yapı kazanacaklarını iddia ettiğini ve bunu denemek için tonlarca tohumun soğuk suda bekletildikten sonra Sibirya steplerine ekildiğini ve tohumların hepsinin zayi olduğunu…
Mao'nun 1949 yılında Çin'de komünist devrimle başa geçtiğini, devrimden sonraki ilk yıllarda tüm Çin'e hakim olmak ve komünist otoriteyi her bölgede kurmak için uğraştığını, bu arada binlerce kişinin tutuklandığını ve halka açık idam gösterileriyle asıldığını...
1950'lerin ortalarında Mao'nun "Büyük Atılım" adını verdiği bir projeyi uygulamaya soktuğunu, bu projenin de tıpkı Sovyetlerde olduğu gibi Çin halkına sadece büyük bir kıtlık ve işkence getirdiğini…
Komünistlerin Büyük Atılım projesinin uygulamaya konulmasından sonra Çin'de, sert bir kış yaklaşmasına rağmen ateş yakmanın yasaklandığını, binlerce tutuklaya sistemli işkencelerin yapılması ve öldürülen çocukların haşlandıktan sonra tarlalarda gübre olarak kullanılması gibi vahşet manzaralarının yaşandığını…
Mao'nun Büyük Atılım politikası sonucunda 1958-61 yılları arasında Çin genelinde yaşanan kıtlığın tarihin en büyük ve en ölümcül kıtlığı olarak kabul edildiğini, kıtlık sonucunda ölen insan sayısının 40 milyon kadar olduğunu, bu sayının o dönemdeki nüfusa göre, tüm Türkiye nüfusunun ölmesi kadar korkunç bir felaket olduğunu…
Çinli komünistlerin, evrimci fikirlerin etkisiyle bitki tohumlarının toprağa yakın ekildiklerinde tohumların arasında "sosyalist dayanışma" sağlanacağına ve bu şekilde daha fazla verim elde edileceğine inandıklarını üstelik bunu uyguladıklarını, sonuçta büyük bir üretim kaybı ve kıtlığın olduğunu…
Çinli komünistlerin kimyasal gübrelerin kullanımına son verdiklerini, çünkü tohumların gübresiz kaldıklarında, bu yeni duruma uyum gösterecek şekilde "evrimleşeceklerini" ve böylece gübre kullanmadan da aynı verimin sağlanacağı düşündüklerini, bu denemelerin tarımsal verimi büyük ölçüde düşürdüğünü…
Mao döneminde milyonlarca insanın herhangi bir somut suçu olmadığı halde, komünizme muhalif sayılarak tutuklandığını, hapsedildiğini ve bir süre sonra büyük kent meydanlarında düzenlenen idam törenleri ile öldürüldüklerini...
Mao'nun direktifleriyle 6 ila 10 milyon arasında kişinin doğrudan öldürüldüğünü, yaklaşık 20 milyon "karşı devrimci"nin de, ömürlerinin önemli bir bölümünü cezaevlerinde geçirdiğini…
Mao döneminde tutukluların maden ocaklarında çalıştırıldıklarını, buralarda günde 300 kişinin öldüğünü, tutukluların canlı canlı gömüldüklerini ve küçük düşmelerini, maneviyatlarını yok etmeyi hedefleyen acımasız işkencelere maruz kaldıklarını…
Mao'nun, halkın komünizmi daha iyi anlaması için bir Kültür Devrimi başlattığını, daha sonrasında "komünizme aykırı" bulunan binlerce üst düzey bürokratın, üniversite hocasının, bilim adamı ve aydının tutuklandığını, korkunç işkencelerden sonra idam edildiklerini…
Çin'de Kültür Devrimi sonrasında tutuklanan bazı profesörlerin, elleri arkadan bağlı olarak çimlere atıldıklarını ve "otlanmaları", yani ağızlarıyla yerdeki çimi yolmaları için zorlandıklarını, Pekin basınının "Mao karşıtları, sokakları koşan farelerdir, öldürün onları, öldürün" şeklinde başlıklar attıklarını…
Mao'nun Kızıl Muhafızlarının sadece müzik dinlediği, evcil hayvan beslediği veya ibadet yaptığı için on binlerce insanı tutukladığını, işkenceler yaparak idam ettiklerini...
Mao'nun iktidara gelmesinden sonra Doğu Türkistan'da yaşayan Uygur Türkleri'ne sistemli bir soykırım uygulandığını…
Çinli komünistler tarafından Uygur Türkleri'nin dini vecibelerini yerine getirmelerine izin verilmediğini, ibadet yerlerinin ve okulların kapatıldığını, bölgenin birçok yerinde din adamlarının tutuklandığını, büyük bir kısmının ise öldürüldüğünü…
Çin'in, Uygur Özerk bölgesinde hiçbir önlem almadan nükleer denemeler yaptığını, 1964 yılından bu yana 46 nükleer deneme gerçekleştirildiğini, bu nükleer denemelerin sonucunda Uygur Türkleri arasında kanser oranının olağanüstü derecede arttığını, pek çok bebeğin sakat veya ölü olarak doğduğunu…
1949-1952 yılları arasında 2.800.000, 1952-1957 yılları arasında 3.509.000, 1958-1960 yılları arasında 6.700.000, 1961-1965 yılları arasında 13.300.000 Müslüman Uygur Türkünün Çinliler tarafından çeşitli yöntemlerle öldürüldüğünü…
Müslüman Uygurlar'ın 1 taneden fazla çocuk sahibi olmalarının yasaklandığı Doğu Türkistan'da, bu yasağa uymayanların çocuklarının 9 aylık dahi olsa anne rahminde komünistler tarafından katledildiğini...
Zorunlu göç, zorunlu nüfus planlaması ve katliamlar neticesinde Uygurlu Türkler'in, Doğu Türkistan topraklarında azınlık konumuna düşürüldüklerini, 1953 yılından bu yana sürdürülen asimilasyon politikası sonucunda Uygur Özerk Bölgesi'nde %75 olan Müslüman nüfus oranının günümüzde %35'lere kadar düştüğünü...
Komünist Kızıl Khmerlerin, Kamboçya'daki pirinç tarlalarını, 1975-79 yılları arasında "ölüm tarlalarına" dönüştürdüklerini, nüfusu 9 milyon olan ülkede, yaklaşık 3 milyon kişinin, kafasına kurşun sıkılarak, kafatası baltayla parçalanarak, başından torba geçirip boğularak veya açlığa mahkum edilerek öldürüldüklerini…
Komünist yönetim tarafından Kamboçya'da da kasıtlı bir açlığın oluşturulduğunu, ülkede açlıktan ölenler varken ekilmeye elverişli toprakların yalnızca beşte birinin kullanımına izin verildiğini…
Komünist Mao'nun Kültür Devrimi sırasında başgösteren "sevgiye, güzelliğe, estetiğe ve kültüre düşmanlık" eğiliminin, Kızıl Khmerler'de cinnet noktasına vardığını, insanların saçlarını taramaları, kendilerine biraz özen göstermeleri, hatta gözlük takmalarının bile "halk düşmanlığı" sayılabildiğini…
Kamboçya'daki Maocu psikopatların önceleri insanları kafalarına kurşun sıkarak öldürdüklerini sonra bunun "mermi israfı" olduğuna karar verdiklerini ve daha sonra kurbanların % 53'ünün kafasını ezerek (demir çubukla, kazma sapıyla, bazen de çapa sapıyla), % 5'inin kafasına geçirilen plastik torbayla boğulduklarını…
Kuzey Koreli özürlülerin ve cücelerin sürgüne gönderildiklerini, şehir dışındaki bu kamplarda çocuk sahibi olmaktan da yoksun bırakıldıklarını, bu insanlık dışı uygulamanın kaynağının da Darwinizm'in bir ürünü olan "öjeni" (bir insan ırkındaki hasta ve sakatların dışlanmaları, bu şekilde sağlıklı toplumların oluşması) teorisi olduğunu…
Komünist Ho Chi Minh'in yönetimi altındaki Vietnam'da cezaevlerinde 1975-77 yılları arasında 8 bin kişilik yere 40.000 kişinin konulduğunu, mahkumların açlıktan, havasızlıktan, işkence nedeniyle öldüklerini ya da intihar ettiklerini…
Almanya'nın en ünlü Darwinisti ve en fanatik öjeni (insan ırklarının ıslahı için sakat ve hastaların dışlanması) taraftarı olan zoolog Ernst Haeckel'in "sakat doğan bebeklerin hiç vakit yitirilmeden öldürülmesini" savunduğunu...
Faşist diktatör Mussolini'nin "Faşizm özgürlük değil, zalimin hakimiyetidir. Milletin güvencesi değil, özel çıkarların savunmasıdır" diyerek faşizmin zalimliğini itiraf ettiğini ve İtalya'da özel olarak kurdurduğu, "Temizleme Kampı"na 35 bin kişiyi kapattırdığını, bunlardan 18 bininin katledildiğini…
Faşist Franco'nun İspanya'yı çok büyük bir iç savaşa sürüklediğini ve günde ortalama 500 kişinin öldüğünü, şiddet olaylarının, vahşi katliamların, toplu işkencelerin ve insanlık dışı cinayetlerin ardı arkasının kesilmediğini, İspanya iç savaşının arkasında 600.000 ölü bıraktığını…
Faşist diktatörlerin ülkelerini bir deneme alanı olarak kullandıklarını, örneğin İspanya'nın faşist diktatörü Franco'nun Hitler'e bir kasaba (Guernica) hediye ettiğini, bu kasabanın 5 Mayıs 1937 sabahı, dev Nazi bombardıman uçaklarıyla yerle bir edildiğini…
Darwinist-faşist Mussolini'nin "Kara Gömlekliler" adını verdiği, her türlü şiddet ve zorbalık eylemlerini gerçekleştiren yarı askeri birlikler oluşturduğunu, Kara Gömlekliler vasıtasıyla sadece kendi ülkesinde değil, diğer ülkelerde de şiddet ve baskı uyguladığını, örneğin 1935 yılında Etiyopya'yı işgal ederek 1941 yılına kadar 15 bin insanı katlettirdiğini…
Mussolini'nin Etiyopya işgalini, Darwinizm'in ırkçı görüşleriyle destekleyerek makul göstermeye çalıştığını, Etiyopyalıların siyah ırktan oldukları için aşağı olduklarını düşündüğünü ve bu nedenle İtalyanlar gibi üstün bir ırk tarafından yönetilmenin onlar için bir şeref olduğunu söylediğini….
II. Dünya Savaşı'nı ateşleyenlerin, Almanların, Almanya sınırlarının çok daha ötesine taşan bir "hayat sahası"na ihtiyaç duyduğunu iddia eden Naziler olduğunu ve hem Almanlara hem de diğer milletlere büyük felaketler getiren, toplam 55 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan bu cinnetin, faşizmin 20. yüzyıla attığı en kanlı imza olduğunu…
Üçüncü Dünya faşistlerinin de, Nazi katliamlarını andıran vahşetler uyguladıklarını, örneğin 1973 yılında darbe ile başa geçen Şili diktatörü Pinochet'nin cuntasının ilk yılında binlerce kişinin öldürüldüğünü, 9 milyonluk Şili'de yaklaşık 90 bin kişinin tutuklandığını…
Arjantin'deki faşist cunta rejimi döneminde iki binden fazla siyasi tutuklunun uçaklara bindirilip Arjantin açıklarında binlerce metre yüksekten denize atıldıklarını, doğum sancısı çeken kadınların denize atılmasından, insanların cinsel organlarını ısırmak için özel olarak yetiştirilen köpeklere kadar pek çok vahşi yöntemin uygulandığını…
Guatemala'da faşist vahşetlerin yaşandığını, buradaki faşistlerin hedeflerinin asıl olarak din adamları olduğunu, 1966 ve 1968 tarihleri arasında aralarında çok sayıda din adamının da yer aldığı 8 bin Guatemalalı'nın "ölüm mangaları" tarafından infaz edildiğini, 1972'de bu ölüm mangalarının kurbanlarının sayısının 12 bine, dört yıl sonra da 20 bine çıktığını…
Ortadoğu'nun faşist diktatörlerinden Saddam Hüseyin'in, İran'a başlattığı savaşın sonunda 17 milyon nüfuslu Irak'tan 1 milyon kişinin öldüğünü veya yaralandığını, halkın 1 milyonunun da ülkeyi politik ve ekonomik sebeplerle terk ettiklerini…
Saddam'ın 1988 yılında Halepçe'deki sivil Kürt yerleşimcilere sinir gazı kullandığını ve birçok masum insanın, bebek, yaşlı, kadın, erkek ayırmaksızın can çekişerek ölümlerine sebep olduğunu, bu katliamda 5.000 Kürt'ün öldüğünü ve birkaç bininin de ülkede yapılan benzer saldırılarda kaybolduğunu…
Komünistlerin din karşıtı uygulamaların en şiddetlilerinden birinin Arnavutluk'ta yaşandığını, Arnavutluk'un komünist lideri ve dinsizliği ile tanınan Enver Hoca'nın 1967'de Arnavutluk'u dünyanın ilk dinsiz ülkesi ilan ettiğini ve Arnavutluk'ta komünist yönetimin başa geçmesinden sonra 1948 yılında iki piskoposun 5000 din adamı ile birlikte kurşuna dizildiğini, 327'si Katolik mabet olmak üzere, toplam 2 bin 169 cami ve kilisenin kapatıldığını…
Kırım Türkleri, Orta Asya Türkleri, Kazaklar gibi Rus olmayan halkların Sovyet rejiminin terörüne maruz kaldıklarını, sadece 1920 yılının Ekim ayında 6000'den fazla kişinin ölüme mahkum edildiğini ve bu kararların hemen infaz edildiğini…
Komünizmin kanlı bilançosunun: SSCB 20 milyon ölü, Çin 65 milyon ölü, Vietnam 1 milyon ölü, Kuzey Kore 2 milyon ölü, Kamboçya 2 milyon ölü, Doğu Avrupa 1 milyon ölü, Latin Amerika 150 bin ölü, Afrika 1.7 milyon ölü, Afganistan 1.5 milyon ölü olmak üzere, toplam ölü sayısının 100 milyona yaklaştığını...
Etiketler:
adnan oktar,
darwinizm,
Dinsizlik,
Fasizm,
güncel,
harun yahya,
ideolojiler,
Komunizm,
materyalizm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


